3 Şubat 2012 Cuma

Paul Auster'e toka gibi cevap (saçına taksın)


yazar paul auster geçenlerde bir söz söyledi, cevap vermeyen kalmadı. düşündüm taşındım, kendisine naçizane bir cevap da ben vereyim dedim. sonuçta benim de ağzım torba değil.

sevgili paul demiş ki; "türkiye'de özgürlük yok, ben türkiye'ye gitmem".
canım paulcüğüm bak bir yanlışın içindesin, uyarmadan edemicem lütfen beni bağışla. sen entelektüel adamsın, hoş görürsün böyle şeyleri. çünkü öyle bir durumdayım ki, sussam gönül razı değil, konuşsam faydası yok.

özgürlük bir fedakarlık işidir paul. unuttun mu yoksa? onu meta gibi tüketemezsin. "neredeyse oraya gideyim" mantığıyla elde edemezsin. dışarıdan ithal, içeriden ihraç edemezsin. özgürlük onun uğruna savaştığında var olabilecek bir olgudur. ve yalnızca onun için mücadele edenler gerçekten ona sahip olabilirler.

akp'ye trip atarak özgürlük için çalışılır mı cancağızım? lütfen paul!

dahası, sana bana özgürlük diye bir şey yoktur; özgürlük ya toplumsal olarak vardır, ya da toplumsal olarak yoktur. eğer özgürlük birkaç kişinin, aydının ya da bir sınıfın elindeyse ve o sınıfın çıkarları için yorumlanıyorsa ona özgürlük değil çok başka şeyler denir. sen de biliyosun ne dendiğini, şimdi beni yorma.

yani paulcuğum, biz burada bu akp'ye karşı savaşıcaz, mücadele edicez, sen bakıcan duruma, olmuşsa gelip turist olarak gezicen ortalarda he? tamam biz didiniyoruz, olunca seni ararız.

sen aydınsan benim çişim geldi. dost acı söyler kusura bakma...

13 Ocak 2012 Cuma

ATEŞİ ÇALMAK


            İnsanlık tarihinin büyük fotoğrafına şöyle bir bakıldığında, bir iktidarın isyancısına verdiği en büyük ve en acımasız cezalardan biridir tanrı Zeus’ un Prometheus’ a verdiği ceza.  Zeus ona o kadar kızmıştır ki, Yunan mitolojisinin isyancısı Prometheus, Kafkas Dağı’ nın zirvesinde Zeus'a başkaldırmanın bedelini, karaciğerinin kurda kuşa yem edilmesiyle ödemişti.  Çektiği acının tarifi imkansızdır. Bu ceza aynı zamanda egemenlerin işkence metodunu muhaliflerine karşı kullandığı tarihteki ilk deneyimlerden biri olacaktı…

Peki neden her şeye muktedir olan, tanrılar tanrısı yüce Zeus, Prometheus’un ümüğünü sıkıp saniyeler içinde onu öldürebilecekken, ona tarifi imkansız bir acıyı reva gördü? Şahsının yanında, güç anlamında esamesi bile okunmayacak birine neden bu kadar kızdı? Kızmak acizliğin göstergesi değil miydi? Bir tanrıyı bu denli aciz duruma düşürebilecek kadar etkili “suç” ne olabilirdi ki?

İnsan uygarlığının temeli, tanrıların insanlar üzerindeki hegemonyasını kırmak isteyen Prometheus tarafından atılmıştır. Tabi Pro (yakın arkadaşları ona Pro diye hitap eder) mütevazı kişiliğinden dolayı bunu kabul etmez. "Yaptık işte bi şeyler" deyip geçiştirmeye çalışır. Ne zaman bu konudan bir bahis açılsa yanakları al al olur Prometheus'un. Prometheus ateşi tanrılardan çalıp insanlığa veren ve günümüz uygarlığının tohumlarını eken mitolojik bir karakterdir. Onun etkinliği, fiziki olarak var olabilme ihtimalinde değil,  onu yaratan toplumun ortaya atmış olduğu ideadadır. Yani Prometheus'un kanlı canlı bir adam olup ortalıkta dolaşmadığını biz de biliyoruz. O, insanoğlunun belki de kendi yaratıldığı dönemde henüz vücut bulmayan devrimci ruhunun ussal olarak oluştuğu bir simgedir. Prometheus isyanın ve başkaldırının ilk kıvılcımıdır. Prometheus insanlığın "yetti lan" dediği anın simgesidir. 


Ateş tanrıların elindeyken güç de tanrıların elindeydi. Ateşi elinde tutan Zeus insanlığın sorgulamadan kendisine biat etmesini sağlıyor, gücünü ve iktidarını insanlığın gelişimini baskı altına alarak güvencede tutuyordu. Ateşi Zeus’ un elinde gören insanlar onun bir dediğini iki etmiyor, emirlerine harfiyen uyuyorlardı. Zeus ise aynı günümüzdeki iktidarlar gibi hâkimiyet kurduğu halkın bilinçmesinden ve böylece kendini sorgulamasından korkuyordu. Çıktığı “Ulusa Sesleniş” programlarında ateşin tanrısal bir değer olduğundan, insanın ömrünü verse ateşi kullanacak beceride olmadığından, ateş kullananın cennete girmesinin imkânsızlığından ve “ah bir ataş ver cigaramı yakayım” türküsünün aslında yunan örf ve adetlerine uygun olmadağından bahsediyordu. Amacı ateşe karşı insanlıkta bir korku oluşturmaktı. Zira Zeus iktidarını kaybetme korkusuyla yaşıyordu. Çünkü bu korku onu tanrı yapan dogmanın kaybedilmesine dayanıyor ve Zeus da onu korumak için en iyi bildiği şeyi yapıyor, insanları korkutuyordu. Yani korkusunu, korkutarak gidermeye çalışıyordu. Ama korkmayan biri vardı…

Prometheus bir titan oğludur. Öyle bir oğuldur ki allah (zeus'da olabilir) her Titana onun gibi bir oğul versin. O derece yani. Tüm Titanlar gibi o da bir titan oğlu olarak geleceği görme yetisine sahiptir. Yaşadığı dönemde sayısal loto sonuçlarnı %100 başarı ile tahmin edebildiğinde bu yeteneği tüm kamuoyu tarafından farkedilmiştir. Milli Piyango Genel Müdürlüğünün şahsına yolladığı tebligat da bununla ilgilidir. Fakat önceden de bahsettiğimiz gibi kendisi mütevazı kişiliğini bu olayda da konuşturarak, başarısının üstünü "makinaya oynattım la, valla makinaya oynattım" diyerek örtmeye çalışmıştır. Ama tabi namı Prometheus'un mütevazılığından daha çabuk yayıldığından bu açıklamaların bir etkisi olmamıştır. Pro, babası İapetos ve annesi Klymene’nin;  Atlas, Menoitios ve Epimetheus ile beraber yakışıklı, hokka burunlu, kalem kaşlı, karizmatik dört çocuğundan biridir. Olympos tanrılarının kuvvet ve kudretine karşılık, Prometheus' da kurnazlık ve zeka vardır. Şeytana pabucunu ters giydirdiği söylenir. Fakat şeytan bunu kesin bir dille reddeder. Zeka onun en güçlü ve en etkili silahıdır. Prometheus Tanrılara bu silahı sayesinde kafa tutabilmiştir.

Prometheus vakti zamanında, Titanların isyanları sırasında, tarafsızlığını korumuş ve başkaldırmamış bir Titan oğlu olarak Zeus'un gözüne girmeyi başarmıştı. Zeus onu Olympos' daki ölümsüzlerin arasına aldı. Oysa o, Zeus ve arkadaşlarına karşı kin besliyordu. Çünkü Zeus bir diktatördü ve Prometheus’ un dedelerini öldürmüştü. Zeus yıllar sonra kendisi için “koynumuzda titan beslemişiz de haberimiz yokmuş. Yediği kaba tüküren bu eşşeğe tüm emeklerim haram olsun” diyecekti. 

Prometheus dedelerinin öcünü almak için ilk olarak, kendi gözyaşıyla yoğurduğu balçıktan ilk insanı yarattı. Sonra onun acizliğine acıyarak, Hephaistos (demirciler tanrısı) alevler saçan ocağından sigara içme bahanesiyle bir kıvılcım çaldı ve insanlara armağan etti. Bu sırada Hephaistos’ un “oğlum  sigarayı içiyosan ateşi de yanında taşı” uyarısına pek kulak asmadı. Prometheus İnsanlardan  bu ateşi baki kılması için emek sarfetmelerini istedi. Bunu duyan Zeus’ un etekleri tutuştu. Ne yapacağını bilemez bir şekilde oradan oraya koştu ve sağa sola yıldırımlar fırlattı. Daha sonra Hera’ nın “napıyorsun bey! yapma, şeytan doldurur” telkiniyle bu çılgınlığa bir son verdi. Zeus, ateşin insanın eline geçmesiyle, kendisinin de tüm hurafeler gibi o ateşin içinde kül olacağını pekala biliyordu. Kızgınlığı bundandı. Fakat iş işten geçmişti artık. Ateş geri alınamazdı, fitil ateşlenmişti bir kere.  Dönemin Susuz Köy belediye başkanı Melih Gökçek'in dediği gibi; Zeus'un balonu patlayacaktı !

Prometheus Zeus’un nazarında affedilmeyecek biriydi artık. Çünkü Prometheus Zeus’u bağışlayıcı kılan değeri onun elinden almıştı. Artık Zeus kahvehane köşelerinde dalga geçilen adamdı ve dost sohbetlerinin bir numaralı eğlence konusu olmuştu. Bu Zeus açısından kabul edilebilecek bir şey değildi (Allah adamı gördüğünden geri bırakmasın, nerden nereye). Zeus’ un bu öfkesi Prometheus’a adamakıllı bir ceza vermeden geçmeyecekti.  En sonunda Zeus Tanrıların otoritesine başkaldıran Prometheus’u, Kafkas Dağı’nın zirvesinde zincere vurdu ve bir kartalı her gün Prometheus’un kendini yenileyen akciğerini yemesiyle görevlendirdi. İçindeki öfke biraz olsun dinmişti Zeus’un. Artık Prometheus denen densiz tanrılara diklenmenin ne demek olduğunu öğrenirdi.

Prometheus her gün akla mantığa sığmayacak acılar çekiyor ancak yine de metanetli tavrını korumayı başarıyordu. Kan kussa da kızılcık şerbeti içtim diyecek kadar onurlu bir kişiliği vardı. Kartal ise afrika kartalıydı mübarek. Sanki hayatında hiç et görmemiş gibi dur durak bilmiyor, Prometheus’ un ciğerini her gün lime lime ediyordu. Günler ilerledikçe ikilinin arasında sıcak bir bağ da kurulmadı değil. Ne de olsa o kartal da bir canlı, halden biraz olsun anlıyordu. Prometheus’un sıkı bir Beşiktaş taraftarı olması ve Beşiktaş Çarşı’sında bir kırtasiye dükkanı açması da bu kartal ile kurduğu yakın ilişkiye bağlanır. Kartal da Prometheus’u sevmişti. Yıllar sonra “ben onun ciğerini bilirim, iyi çocuktur” diyerek ona olan bağlılığını ironik bir üslupla dile getirecekti…

Belli ki Zeus bu işkencenin diğer insanlar tarafından ibret alınmasını istiyordu. Çünkü tanrılara başkaldırmanın ne demek olduğunu herkes görmeliydi. Zeus üstü kapalı olarak insanlara “bakın bu adam bana isyan etti, gücümü küçümsedi, ben de onu çarptım” diyordu. Evet, ortada çok fena bir çarpım tablosu vardı. Zeus Prometheus’a o cezayı verirken olan biteni telafi etmek yerine olabilecek olanın önüne geçmek istiyordu. Prometheus’un bedeni aracılığıyla tüm insanlığa gözdağı veriyordu. Ama işler umduğu gibi gitmeyecekti.

Bu zulme Prometheus’ un delikanlı yoldaşı Herakles (biz onu Herkül diye tanıyoruz) “yettim gari” diyerek bir son verdi. Gözyaşları içinde Herakles’ sarılarak, “o kadar işinin arasında bana zaman ayırdığın için teşekkür ederim gardaş” diyerek ona  olan minnettarlığını gösterdi.  Herakles de göz yaşlarına hakim olamayarak  “allah bu Zeus’ un belasını” diyerek söylendi.  Prometheus kendi gibi elini taşın altına koyan bir yiğit sayesinde işkenceden kurtuldu ve insanoğlunun kurtuluşu için önderlik etmeye devam etti.

Ateş deyince çoğumuzun aklına ısı ve ışık gelir. Niye? Çünkü düz adamlarız. Aslında ateş uygarlık demektir. Fikri anlamda gelişimin, sorgulamanın, öğrenmenin ve esas olarak bilginin sembolüdür. Bilgi, doğada insanı özne yapan en önemli unsurdur. Yoksa çok net söylüyorum, bir öküzden farkımız kalmazdı. Bilgi sayesinde insanlık, geçmişte doğaya olan bilgisizliğinden dolayı üretmiş olduğu dogmalarla mücadele etme olanağı bulmuştur. Kendi ürettiği zehri yine kendi üretitği panzehirle bertaraf etmiştir. Zeus’un Prometheus’a bu denli kızmasının ve ondan bu denli korkmasının nedeni de gücünü elinden alıp insanlığa vermesidir. İnsanoğlu bu güç sayesinde bilincinin ürettiği korkularını yenmiş ve kendine özgürlüğün yolunu açmıştır. Bu yol, hikayenin üstünden binlerce yıl geçmesine karşın, ustanın da dediği gibi, hala "sarp ve dolambaçlı" bir yoldur...


Geçmişten günümüze değişen bir şey yok aslında. Yani var da, o kadar yok. Hikayeler hep aynı. Masallar da isimler değişiyor ama ezen ile ezilen olgusu hiçbir zaman değişmiyor. Bir tarafta çıkarları için toplumları emir komuta zincirinde kontrol etmeye çalışan zındıklar, diğer tarafta onlara karşı çıkan ve özgürlük adına mücadele eden Prometheus’ un torunları, yani modern Prometheuslar…